Astroloji nedir, ne değildir?

Astrolog-Kişisel Gelişim Uzmanı: ZEYNEP DEĞİRMENCİOĞLU

İnsanoğlu, var oluşunun gizemli öyküsünü sorgulamaya başladığından beri, yıldızların hareketlerini izlemiş, bunları yeryüzüyle ilişkilendirerek karşılaştığı olaylara anlam bulmaya çalışmış. Yaklaşık 8000 yıllık – ezoterik kaynaklara göre astroloji, insanlık kadar eskilere, Sümer medeniyetine belki daha da uzak bir zamana gidiyor. Astroloji Sümer’de değil Babil’de doğmuştur – bir geçmişe sahip olan bu ilim için, ‘insanın kozmik DNA’sı, gökyüzündeki parmak izi diyebiliriz.

İnsanoğlu oluşumundan itibaren gökyüzünü merak etmiştir. Aydınlık bir günde Güneş tutulup ortalık karardığında, gökyüzüne, yıldızlara bakarken Ay birden kaybolduğunda korkuya kapılmış, sonra bu olaylarla bir bağ kurmuş, bu gözlemlerinden de önce astronomiyi, ardında da astrolojiyi keşfetmiştir. Binlerce yıl astrolojiden yararlanılmış olduğu halde günümüzde ezoterik, metafizik ve ruhsal bölümü neredeyse yok sayılıyor. 19. yüzyılın başına kadar unutulmaya yüz tutan astroloji, yeniden önem kazanmaya başlamış, üniversitelerde kürsüleri kurulmuş, iade-i itibar kazanmıştır. Astrolojinin derin ama kadim hikâyesi budur.

Bir insanın doğduğu tarih, yer ve saat bilgileri ele alınarak çizilen haritada, kişinin davranışlarını, yeteneklerini, düşünce tarzını, alışkanlıklarını, karmik yapısını( etki – tepki – sebep – sonuç ilişkisi),  genetik özelliklerini, dünyaya geliş nedenlerini ve sağlık potansiyelini görmek mümkün olur. Her harita kişiye özel ve bir bütündür. Her insan ve her an, eşsiz ve biriciktir. Bir gökyüzü görünümünün aynı olabilmesi için ortalama 350 – 360 000 yıl kadar bir zamanın geçmesi gerekirken nasıl olur da 12 grup insan tipi, karakteri var olur? Evet, ortak yönler bulunur; benzer davranış ve alışkanlık gösterebilirler. Fakat tek yumurta ikizlerinin bile farklı yaşam yollarına saparak birbirlerinden değişik alanlarda faaliyet içinde olduğu görülür. Demek oluyor ki birkaç dakika arayla doğan iki insan olsak bile aynı yaşam alanında yer almıyor. Bu yaşam yolunun farklılığını başka bir örnekle açıklarsam; Ankara’da doğan bir kişi herhangi bir nedenle Pekin’e yerleşirse, oranın etki alanına girerek tamamen değişik bir kişiliğe bürünebilir. Özünde kayıtlı enerji, farklı şekilde tetiklendiğinden ve kişi değişime direnmiyorsa kendindeki saklı potansiyeller açığa çıkar.

Gezegenler ve yıldızlar birbirleriyle ve yeryüzü ile sürekli bir enerji alışverişi içindedir. Zira evrendeki her şey enerji ve titreşimden oluşur. Enerjiyi şöyle açıklayabilirim: Örneğin, hava dediğimiz elementi ele alalım. Biz havayı, esintisi olan rüzgârı görebiliyor muyuz? Bedenimize çarptığında bir şey hissediyoruz sadece, değil mi? Eğer yüzümüze çarpmasa, bulutlar gökyüzünde hareket etmese, ağaçların yaprakları sallanmasa, kapı pencere çarpıp kapanmasa biz rüzgârı gözümüzle bir madde olarak görmüyoruz. Hava sıcak/soğuk diye algımızı belirtirken sadece dokunma duyumuza etki eden havadan bahsediyoruz. Atmosferin içinde hareket eden bir hava gücünü, kuvveti hissediyoruz. Bir başka deyişle, havanın itim gücü, suyun kaldırma gücü ve ateşin yakıcı gücü var. Bu güçleri kullandığımızda yararlı bir enerji elde ediyoruz. Bu enerjilere de ‘doğa güçleri’ adını veriyoruz. Buhardan enerji elde edip gemileri yürüttük. Yel değirmenleri ile tahıl öğütmeyi başardık. Rüzgâr ve su gücünden yararlanarak elektrik enerjisi elde ediyoruz. Güneş enerji panelleri ile doğal ısıyı evlerimizde kullanıyoruz. Bir zamanlar böyle bir enerjinin varlığından haberimiz yoktu.

Gökyüzünde ve güneş sisteminde bu kadar küre biçimli kütle boşuna bulunmuyor herhalde diye düşünen insan da bu kürelerin anlamını Sümer medeniyetinden itibaren bulmaya, anlamaya çalışarak bulgularını kayıt altına alarak günümüze kadar ulaştırmış. Eğer yeryüzünün var olan değerlerini, teknoloji alanında konforumuz ve rahatımız için kullanmayı başardıysak, göksel kuvvetler olan enerjileri tanıyarak, hissederek gelişimimiz adına niye kullanmayalım?

Burçlar kuşağı olarak adlandırılan Zodyak, 21 Mart tarihinde bahar ekinoksuyla Koç burcunda başlar; bir yıl sonra 20 Mart’ta Balık burcunda biter. Bu tanımlama Kuzey yarımkürede böyledir. Güney yarımkürede ise ilkbahar ekinoksu 23 Eylül’de olur. Dünyanın Kuzey yarımküresinde Koç burcu olarak doğanlar, Güney yarımkürede Terazi burcu olurlar. Çünkü astrolojinin ilk temel yapısını mevsimler oluşturur. Dünya, Güneş’e 23 buçuk derece eğik ve yörüngesi elips şeklinde olduğundan, mevsim geçişlerinde kuzey/güney yarımküreler dönüşümlü olarak Güneş’e yaklaşıyorlar. Dolayısıyla, kuzey yarımkürede ilkbahar /yaz başlarken, güney yarımkürede sonbahar/ kış mevsimi yaşanıyor.

Dolayısıyla astronomiyle tropikal astroloji çelişiyor. Bu çelişkili durumu ancak astronominin bilimsel verilerini astrolojide kullanarak aşabiliriz.

Astronomi gelişirken, astrolojiyi uygulayan bazı astrologlar, eski sistemi devam ettirerek gelişmeleri görmezden gelmeyi tercih etmiştir. Enerji alanlarının ilk fark edildiği zamandan bu yana gökyüzü çok değişmiştir. Galileo Galilei’den günümüze kadar olan sürede, yeni gezegenler bulunmuş, Ay’a gidilmiş, hatta uzak galaksiler güçlü teleskoplarla gözlenmiş ve kategorilere ayrılmıştır. Eğer astrolojinin varlığını sürdürmesi isteniyorsa, astronomiyi astrolojiyle yeniden bütünleştirmek de biz astrologlara düşmektedir.

‘Gün dönümleri’ olarak tanımlanan Dünya/Güneş eliptikleri iki yarımkürede farklılık gösterirken, gözlem açısıyla bakıldığında, burçlar kuşağından Güneş’e zıt burçlardan enerji gelir ve Güneş’in enerjisiyle birleşen burçların enerjisi Dünya’ya yansır.

Astroloji o kadar çok kostüme büründürülüp çeşitlilik kazanmış ki her medeniyet, her kültür ona isimler vermiş. Sanki başka başka gökyüzü varmış gibi.             

Hemen her medeniyette farklılık kazanan astroloji, o medeniyetin kültürel yanına göre isimlendirilmiş. Çin astrolojisi, Hint astrolojisi, Kızılderili astrolojisi, Arap astrolojisi, Maya astrolojisi, Tropikal ve Klasik astroloji gibi tanımlarla değişik yorum biçimlerine büründürülmüş. Gökyüzü, gezegenler ve sabit yıldızlar aynı olmasına rağmen, astrolojinin yaşamın sürdüğü yerlerin hem iklimsel özelliği hem de inanç ve kültürel yaşayışına göre uyarlandığını görmekteyiz. Gökyüzünün görünümü aynı, bilgi de aynı kaynaktan gelmekte ve tek olduğu halde, her insanın algısı, görüşü, duygu ve düşünce biçimi, yaşam geleneği, kültürü farklı olduğundan astrolojinin ifade edilişi de farklılık göstermiştir.

Astroloji, sadece Güneş’in bir yılda dolaştığı on iki burçtan ibaret değildir. Her gezegenin uyduları ve ayları vardır. Bir insanın horoskopunda sekiz gezegen, bir Güneş, bir de Dünya’nın uydusu Ay bulunur. Her insanın on iki burcu yaşayış biçimi farklıdır. Hatta Kuzey yarımkürede doğan bir insanın burcuyla, Güney yarımkürede aynı tarihte doğan birinin burcu aynı değildir. Tropikal Astroloji açısından incelenirse dünyanın iki yarım küresinde böylesi bir farklılık ortaya çıkar.

4 Comments - Write a Comment

  1. · Edit

    Yüreğimne bilgine ve ellerine sağlık bilnç genişledikçe dahada iyi anlıyor insan emeğine sağlık

    Reply
    1. Mesajınızı Zeynep Değirmencioğlu’na iletiyoruz. Sevgiyle

      Reply
  2. · Edit

    Yazılarınız devamını heyecanla bekliyorum. Emeğinize, kaleminize sağlık.

    Reply
    1. Zeynep Hanım’ın yazıları aralıklarla devam edecek.Sevgiyle

      Reply

Yorum Yaz


*