Eşsiz Doğa, Antik Doku: AMASRA

Kaynak: https://www.kilsanblog.com/

Üç bin yıl boyunca pek çok uygarlığın topraklarında yaşam kurduğu, antik dönemin en önemli kentlerinden olan Amasra, günümüzde de doğal güzellikleri ve tarihi dokusu ile görkemini sürdürüyor.

Amasra, Batı Karadeniz bölgesinde, Bartın iline bağlı bir ilçe. İki ada, iki koy, yedi tepe, bir yarım adadan oluşan eşsiz coğrafi özellikleri ile tarihi boyunca bölgede hüküm süren devlet ve uygarlıkların ilgisini çekmiş. Kent, ülkemizin ilk pansiyon kiralanan turizm kasabası olma unvanını da elinde bulunduruyor.

Yaklaşık bir buçuk kilometre uzunluğa sahip yarımadanın iki yanında yer alan iki doğal koy, yüzyıllar boyunca korunaklı bir liman işlevi görmüş ve Amasra’nın batı Karadeniz’in en tercih edilen yerleşim yerlerinden biri olmasını sağlamış.

Sesamos

Amasra, antik dönemde Anadolu’nun en eski uluslarından biri olan Paflagonyalılar tarafından, batı Karadeniz’in kıyısında, Bartın Irmağı ile Kızılırmak arasındaki Paflagonya bölgesinde kurulmuş. Uzun yıllar farklı egemenlikler altında yaşayan kent, Karadeniz’in önemli bir ticari limanı haline gelmiş.

Kentin adı ilk kez Homeros’un İlyada destanında Sesamos olarak geçiyor. Homeros, Sesamos’dan bölgedeki diğer yerleşimler ile birlikte, bir koloni kenti olarak bahsediyor. Bu da kentin tarihinin MÖ dokuzuncu yüzyıllara dek uzandığını gösteriyor. Amasra ismi ise MÖ dördüncü yüzyılda yaşamış olan Pers Prensesi Amastris’ten geliyor.

Pers Prensesi Amastris

Amastris, tarihte yer alan diğer kraliçeler kadar biliniyor olmasa da Helenistik dönemin en önemli ve güçlü kadın karakterlerinden biri. Kendi adına para bastırarak kraliçeliğini ilan eden ilk kadın olarak tarih sayfalarına geçmiş olması da onun sahip olduğu bu güçlü karakteri ortaya koyuyor.

Prensesin Pers sarayından Karadeniz kentine ve kraliçeliğe uzanan hayatı oldukça çalkantılı ve macera dolu. Amastris, Pers İmparatorluğu’nun son hükümdarı olan Üçüncü Dareios’un erkek kardeşi Oxyathres’in kızıdır. Bölge o sıralar Pers egemenliği altındadır. Ancak Büyük İskender bu egemenliğe son vermek için Perslerle savaşır ve onları yener. Prenses ailesiyle birlikte esir düşer. Bir Pers soylusu olduğu için İskender’in isteğiyle Makedonyalı komutan Krateros ile evlendirilir. Ancak bu politik amaçlı evlilik uzun sürmez; Büyük İskender’in ölümü ile Krateros tarafından sona erdirilir.

Prenses ikinci evliliğini Herakleia tiranı Dionysios ile yapar ve bu evlilikten iki oğlu olur. Dionysios, ölümünden önce krallığının yönetimini oğullarına vekalet etmesi için Amastris’e bırakır. Kraliçe olan Amastris, Dionysios’un ölümünden dört yıl sonra Herakleia topraklarını korumak adına üçüncü evliliğini yapar. Bu kez eşi İskender’in generallerinden Lysimakhos’dur. Ancak bu evlilik de uzun sürmez. Bir kez daha yalnız kalan Amastris, çok seviyor olduğu Sesamos kentini çevredeki diğer kentlerle birleştirerek krallığının merkezi haline getirir ve kente kendi adını verir. Böylece, Sesamos tarihte Amastris olarak yer almaya başlar.

Kent, en parlak dönemlerini sürdürürken, kraliçe de giderek güç kazanır. Ancak bu gücü oğullarının hoşuna gitmez. Bir olan kardeşler, MÖ 284 yılında annelerini boğarak öldürürler. Amastris’in eski eşi Lysimachus da kraliçenin intikamını almak bahanesiyle Amastris’in oğullarını öldürür ve bölgeye hakim olur.

“Lala, Çeşm-i Cihan bu mudur ola?”

Amastris’in ölümünden sonra bölgeyi ele geçiren Lysimakhos ve eşi Arsinoe tarafından yönetilen kent, bir süre sonra Pontus egemenliği altına girer. İki yüzyıl süren Pontus hakimiyeti MÖ 70 yılında Romalılar tarafından sonlandırılır. Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde iken adı “Amastedos” olarak değiştirilir ve yeniden imar edilir. Bizans döneminde bir piskoposluk merkezi haline gelen kent, 13. yüzyılda Cenevizli tüccarlar tarafından ele geçirilir ve yeniden Karadeniz’deki en önemli liman kentlerinden biri olur.

Amasra’nın Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına dahil olması ise Fatih Sultan Mehmet zamanına gerçekleşir. Fatih, 1460 yılında bölgeye bir sefer düzenler ve kenti fetheder. Rivayete göre kenti fethetmeden önce “Bakacak Tepesi”nden Amasra’ya bakar ve gördüğü manzara karşısında hayranlığını “Lala, lala!, Çeşm-i Cihan bu mu ola?” cümlesiyle dile getirir. Kente zarar vermemek için Amasra Kalesi komutanından teslim olmasını ister. Komutan da kalenin anahtarını tepeye getirir ve şehri savaşmadan Fatih’e teslim eder. Gerçekten de kente “Bakacak Tepesi”nden bakıldığında tam bir yuvarlak şeklinde görünen koy, dünyanın gözü gibi duruyor.

Amasra’nın içinde ve çevresinde görülen kalıntılar kentin tarihi geçmişini gözler önüne seriyor. Kentin mimari olarak şekillenmesinde ve kültürel çeşitliliğinin sağlanmasında Bizans döneminin önemli katkıları olmuş. Kısmen korunabilmiş tarihi doku içinde kale, kiliseler, camiler, hamamlar, bedesten, köprüler gibi tarihi eserler yer alıyor.

UNESCO Geçici Dünya Miras Listesi’ne kayıtlı olan Amasra Kalesi kentin en önemli tarihi eserleri arasında bulunuyor. Bizans döneminde yapılmış, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinde ciddi onarımlar görmüş olan kale yıllar içinde bütünlük özelliğini kaybetmiş. Kale, Sormagir Kalesi ve Zindan Kalesi olmak üzere iki ana kütleden oluşuyor. Kalenin surlarında Cenova armaları, eros, medusa ve kartal figürleri gibi süslemeler yer alıyor.

Yorum Yaz


*