Pandemiler normalde nasıl sona erer?

Kaynak: Independent Türkçe
Sabrina Barr 

Resmi kayıtlara göre dünya çapında Kovid-19 vaka sayısı 46 milyona yaklaşıyor (AFP)

Koronavirüs salgınının başlangıcından bu yana, dünyanın dört bir yanındaki insanlar aynı soruyu soruyor: Bu pandemi nasıl ve ne zaman sona erecek? Keşke bunun kesin bir cevap olsaydı.

Virüsün etkisini azaltmak için dünya genelinde çeşitli önlemler alındı. 23 Mart’ta, Birleşik Krallık (BK) çapında bir tecrit uygulamasına geçildi. Bu da işletmelerin kepenklerini kapatmasına ve halkın mümkün olduğunca evde kalmaya teşvik edilmesine neden oldu.

O zamandan beri ülke çapında tecrit hafifletilirken, İngiltere genelinde belirli bölgelerde yerel tecritler uygulamaya kondu. Bu daha sonra, hükümetin farklı posta kodlarını virüs riskine göre kategorize etmek amacıyla ekimde uygulamaya koyduğu üç katmanlı koronavirüs kısıtlama sistemine dönüştü.

Halkın bu tecrit dönemlerine katlanmasına rağmen, kanıtlar elde edilen sonucun uzun vadeli değil kısa vadeli bir çözüm olduğunu gösterdi. Toplum daha yüksek sosyalleşme düzeylerine geri döndüğünde ve okullar ve üniversiteler yeniden açıldığında, Kovid-19 nedeniyle hastaneye kaldırılan kişi sayısı Britanya’nın marttaki ilk tecrit döneminden daha yüksek seviyelere döndü.

Sonuç olarak, bir aşı bulunana kadar bu aralı tecrit döngüsüne takılıp kalacak mıyız kalmayacak mıyız diye merak etmek kabul edilebilir bir durum. Aşı, sağlık direktörü Chris Witty ve aşı görev gücü başkanı Kate Bingham’ın da aralarında bulunduğu uzmanların öngördüğü senaryoya göre 12 ay daha bulunamayabilir. Bize alternatif bir çözüm sunmaları için geçmişe ve diğer pandemilere bakabilir miyiz?

Yakın tarihteki en ölümcül pandemi, 1918’deki H1N1 İspanyol gribiydi ve 1920’ye kadarki iki yıllık bir sürede dünya çapında en az 50 milyon kişiyi öldürdüğü tahmin ediliyor. 1957’de H2N2 influenza pandemisi başladı ve yaklaşık bir milyon kişiyi öldürdü. Üzerinden henüz 10 yılı aşkın süre geçmişken, 1968 H3N2 grip pandemisi geldi ve benzer sayıda ölümle sonuçlandı. Ve 2009’da bu sefer 284 bin kişinin ölümüne neden olduğu tahmin edilen başka bir grip pandemisi olan “domuz gribi” geldi.

Geçmiş pandemilerden ders alınabilir olsa da, çoğunun grip türlerinden kaynaklandığını, bir koronavirüs olan Kovid-19’un ise gripten epey farklı davrandığını belirtmek önemli. King’s College London’da NIHR (Ulusal Sağlık Araştırmaları Enstitüsü) akademik klinik öğretim görevlisi Dr. Nathalie MacDermott, Kovid-19’un bu “benzersiz” doğasına dikkat çekiyor.

The Independent’a konuşan Dr. MacDermott, “Bu pandemi, yayılma kabiliyeti yüksek bir patojene sahip olmamız açısından aslında epey benzersiz. Bu son derece bulaşıcı ve yüksek oranda sirayet edici bir virüs ve asemptomatik bireylerde bulaşıcı” dedi.

Tüm bu faktörler, kontrol altına alınmasını yakın zamanda yaşamış olabileceğimiz diğer birçok epidemiden çok daha zor hale getiriyor.

Dr. MacDermott, örneğin asemptomatik kişilerde bulaşıcı olmayan Ebola salgınına bakarsak, bunun Ebola’nın kontrol altına alınmasının daha kolay olduğunu gösterdiğini söylüyor. MacDermott “Ebola için yaklaşık 21 günlük kuluçka döneminde bile insanlar teknik olarak enfekte olsa da henüz semptom göstermedikleri için başkaları için bulaşıcı değiller” diye açıklıyor.

Kovid-19’un takibi zorlaştıran farklı bir yapıya sahip olmasına rağmen, hâlâ diğer pandemileri sona erdirmekteki başarıları taklit etmenin yolları var mı? Hıyarcıklı veba dahil eski pandemilere neden olan birçok hastalık bugün hâlâ insanlar arasında dolaşıyor ancak sayılar kontrol edildiğinden bunlar toplumun daha geniş kesimi için büyük ölçüde sorun değil.

Leicester Üniversitesi’nde solunum yolu bilimleri fahri doçenti ve klinik virolog Dr. Julian Tang, The Independent’a açıklamasında, bir pandeminin tipik modelinde bunun “tüm nüfusa tamamı enfekte olana ve tümüyle doymuş hale gelene dek yayılacağını çünkü öncesinde hiçbir bağışıklık olmadığını, daha sonra pandeminin normalde tükendiğini” belirtiyor.

Dr. Tang, örneğin İspanyol gribinin çoğu kişinin öldüğü 1918-1920 arasında sürdüğünün söylendiğini ancak bu belirli türün (H1N1) aslında yaklaşık 40 yıl boyunca dolaşımda kaldığını kaydediyor. Yani, 1957’de yeni bir pandemiye neden olan yeni grip türü H2N2’yle yer değiştirene kadar sürüyor. Tang, akademisyenlerin yeni bir virüsün “önceki virüsün yerini almayı” nasıl becerebildiğini “hâlâ anlamaya çalıştığını” söylüyor. Bu, “yeniden sıralama olayı” sonucu gerçekleşen bir durum.

New Scientist’e göre, neyse ki H2N2 suşu insanlar için daha az öldürücüydü çünkü insana uyarlanmış H1N1, H2N2 kuş gribiyle gen değiştirdi. 2009 domuz gribi pandemisine de neden olan H1N1 virüsü, daha az risk teşkil etse de bugün de dolaşmaya devam ediyor.

Ancak bu tür bir sürü bağışıklığı çıkışı, Kovid için akademisyenler tarafından “etik dışı” ve “ulaşılamaz” olarak halihazırda reddedildi. Bunun nedeni, diğer hastalıklarda olduğu gibi Kovid-19’a karşı bağışıklığın da kısa ömürlü görünmesi. Tang, antikorların 6 ila 12 ay yaşayabileceğini öne sürüyor. Tang “Daha sonra virüsten aslında kurtulmuş olan kişileri yeniden enfekte edecek” diye ekliyor.

Sürü bağışıklığı bir seçenek değilse, diğer eylem biçimleri arasında mesafe, maske takma ve etkili bir takip ve izleme sistemi gibi çok tartışılan sosyal önlemler bulunuyor. Dr. Tang, çiçek hastalığının ortadan kaldırılmasında kilit bir faktör olmasının yanı sıra, benzer önlemlerin aslında İspanyol gribi sırasında da alındığını belirtiyor.

Tang, 18. yüzyılın sonlarında İngiliz doktor Edward Jenner tarafından bulunan aşıya atıfta bulunarak “Çiçek hastalığı sadece aşıyla ortadan kaldırılmadı” diyor.

Çiçek hastalığı takip ve izleme, tecrit ve zorunlu tecrit çabaları ve ardından çevrelerindeki tüm temaslıları aşılama yoluyla gerçekten ortadan kaldırıldı. Yani bu, ortak bir çabaydı.

1980’de çiçek hastalığının insanlar arasında tamamen ortadan kaldırılan ilk ve tek bulaşıcı hastalık olduğu açıklandı.

Elbette, hastalıkların yayılması söz konusu olduğunda artık uluslararası seyahat bir faktör ve 2020’deki nüfus yüzyıl öncesine göre çok daha büyük. Ancak günümüzde, takip ve izleme gibi önlemler ve genel olarak iyileştirilmiş sanitasyon standartları için kullanılabilecek teknolojiye çok daha fazla erişimimiz var.

Eğer bu önlemler aşı bulunana kadar bizi ayakta tutabilirse, bu Kovid-19’un sonu ve bildiğimiz hayata geri dönüş mü olacak? Kovid-19’un önemli bir süre hayatımızın bir parçası olma ihtimali var. Dünya Sağlık Örgütü’nün “küresel salgın” olarak nitelendirdiği HIV’in yayılmasıyla karşılaştırma yapılabilir. ABD’de AIDS’e dair ilk klinik gözlem 1981’de yapıldı.

Frontline AIDS yardım kuruluşunun yönetici direktörü Christine Stegling, HIV pozitif tanısı konanlar için antiretroviral ilaçlar artık mevcut olsa da AIDS’ın hâlâ geçen yıl dünya genelinde yaklaşık 1,7 milyon yeni vaka bildirilen bir epidemi olduğuna dikkat çekiyor. The Independent’a konuşan Stegling, HIV’in ve Kovid-19’un ilerlemesini tartışırken iki virüsü “birbirleriyle yarıştırmamanın” önemli olduğunu, öte yandan yakın gelecekte bir aşı bulunmazsa toplumun koronavirüsle yaşamaya nasıl alışabileceği konusunda HIV epidemisinin bir miktar rehberlik sunabileceğini söylüyor.

Stegling, bazı politikacıların Kovid-19’u “eşitleyici” yani “hepimizin aynı şekilde deneyimlediği” bir virüs olarak tanımlamasına rağmen bunun ille de böyle olmayabileceğini ekliyor. Stegling şöyle diyor:

Daha yoksul, dezavantajlı veya bir şekilde marjinalleştirilmiş, daha az gıda güvenliği ve daha az gelir güvencesi olan topluluklar, diğer topluluklardan daha fazla etkileniyor. Bu HIV’le bir bağlantıdır. HIV’den neler öğrenebileceğimizi görmekle epey ilgileniyoruz.

Virüsün zamanla kendi kendini yok etme ihtimali var mı? Dr. MacDermott, enfeksiyonun bulaştırma sayısı (R sıfır) 1’in altına düşürülürse, “sonunda epidemi genellikle kendi kendini yok eder” diyor. MacDermott, amacın “ideal olarak 1’den çok daha az” bir R’ye ulaşmak olacağını belirtiyor ve ekliyor:

Eğer 0,9’da duruyorsanız, virüsü kontrol altına almak çok uzun zaman sürecektir.

Ancak bunun Kovid-19 için bir zorluk olduğu kanıtlandı. Britanya hükümeti, 16 Ekim Cuma itibariyle Birleşik Krallık’ta R oranının 1,3 ile 1,5 arasında değiştiğini bildirdi.

İnsanlığın koronavirüs hakkında ocak ayına göre daha fazla bilgi sahibi olmasına rağmen, konuşmalar hâlâ belirsizliklerle dolu. Yakın gelecekte uygulanabilir bir aşının bulunup bulunmayacağını ve ne zaman bulunacağını, bulunmazsa pandeminin ne kadar süreceğini kim bilir? Geçmiş epidemiler ve pandemiler, virüslerin artık bir tehdit oluşturmamasının yıllar alabileceğini ve bazılarının günümüze kadar dolaşımda kaldığını gösteriyor.

 

independent.co.uk/life-style

Independent Türkçe için çeviren: Onur Bayrakçeken

Yorum Yaz


*